John Steinbeck’in “Gazap Üzümleri” romanından (*); Otostopçu ayağa kalktı, pencerelerin arasından ona baktı: “Beni alır mısın, Bayım ?” Şoför çabucak dönüp bir an arkaya, lokantaya doğru bakarak, “Yolcu almaz yazısım görmedin mi?” diye sordu. “Gördüm tabii. Ama bazen zengin domuzun biri zorla böyle yazılar koydurtsa bile, iyi insan yine de […]

Christy Brown’un “Sol Ayağım” romanından*; …Hâlâ anlaşılır şekilde konuşamıyordum ama şimdiden ailedekilerin az çok anlayabileceği bir çeşit homurtulu lisanım olmuştu. Zorlandığımda ve onlar ne demek istediğimi anlamadığında zemini işaret ediyor ve sol ayağımla kelimeleri yazıyordum. Yazmak istediğim kelimelerin harflerini yazamadığımda öfkeye kapılıyordum ve bu benim daha anlamsız homurdanmama neden oluyordu. […]

NİDA: Seslenme içeren ünlem sözcüklerini şiirde kullanma sanatıdır: Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!           Ey bu toprakları için toprağa düşmüş asker               Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü!                  Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç

RÜCU: Bir düşünceyi dile getirip sonra bu düşünceden caymış gibi görünerek aynı düşünceyi tekrar ve güçlü bir şekilde dile getirme sanatıdır: Erbab-ı teşahün çoğalıp şair azaldı Yok öyle değil şairin ancak adı kaldı.

TARİZ: Alay, iğneleme ya da eleştiri içeren söyleyişlerdir: Bu sesinle bülbülleri bile ağlatırsın. Kefil olduğunuz bekçisi hakikaten güvenilir çıktı; üç gün sonra bizim kasayı yüklenip kayboldu.

İRSALİMESEL: Anlatımı güçlendirmek için şiirde herkesçe bilinen atasözü ya da özdeyişlere yer vermektir: Balık baştan kokar bunu bilmemek Seyrânî gâfilin ahmaklığından Ehl-i dillerde bu mesel anılır  Kim ki çok söyler ise çok yanılır Bal tutan kimse meseldir ki yalar parmağını  Bu sözün ma’nisini etmede iz’an iyidir

İSTİFHAM: Sözü cevap beklemeksizin anlamı güçlendirmek amacıyla soru soruyormuş gibi kullanma sanatıdır: Hani o, bırakıp giderken seni / Bu öksüz tavrını takmayacaktın? Alnına koyarken veda busemi / Yüzüme bu türlü bakmayacaktın? Gelse de en acı sözler dilime / Uçacak sanırım birkaç kelime Bir alev halinde düştün elime / Hani ey […]

TECAHÜLÜARİF: Bir anlam inceliği yaratmak için şairin çok iyi bildiği bir şeyi bilmiyor görünmesi sanatıdır: Gökyüzünün başka rengi de varmış Geç fark ettim taşın sert olduğunu Su insanı boğar, ateş yakarmış Her doğan günün bir dert olduğunu İnsan bu yaşa gelince anlarmış Bu şiirdeki dizelerin tümünde tecahülüarif sanatı yapılmıştır. Örnekler: […]

TEKRİR: Sözün etkisini güçlendirmek için bir sözü ya da sözcük grubunu tekrarlama sanatıdır. Kimsesizim kimsem yoktur herkesin var kimsesiKimsesiz kaldım medet kıl kimsesizler kimsesi. dizelerinde “kimsesiz” sözcüğü tekrarlanarak tekrir sanatı yapılmıştır. Bu yağmur. Bu yağmur. Bu kıldan inceÖpüşten yumuşak yağan bu yağmurBu yağmur. Bu yağmur. Bir gün dininceAynalar yüzümüzü tanımaz […]

TENASÜP: Aralarında anlamca yakınlık bulunan sözcüklerin bir dize, beyit ya da dörtlükte kullanılmasıdır: Kafa, göz, gövde, kol, bacak, çene, parmak, el, ayak Boşanır sırtlara vadilere sağnak sağnak  dizelerinde insana ait organlar sıralanarak tenasüp sanatı yapılmıştır. Örnekler: Yunus ki nergiste güler, gülde kanar Kırlarda gelincikte onun bağrı yanar Yine bahar geldi bülbül sesinden  Seda verip […]

TELMİH: Tarihte yaşamış ünlü ve tanına bir kişiyi ya da bir olayı hatırlatma sanatıdır: Gökyüzünde İsa ile / Tûr Dağı’nda Musa ile Elindeki asa ile / Çağırayım Mevla’m seni dizelerinde Hz. İsa’nın gökyüzüne yükselmesi, Hz. Musa’nın Tur Dağı’nda Allah’ın tecellisini görmesi ve asasının yılana dönüşmesi hatırlatılıyor. Beni bende demen bende […]

HÜSNÜTALİL: Gerçek bir olayı şairane, güzel ve hayali bir nedene bağlama sanatıdır. Hüsnütalil, genellikle Divan edebiyatında kullanılan bir sanattır. Bu sanatta, anlatılan olayın ya da durumun mutlaka gerçek bir sebebi vardır. Şair, bu gerçeği güzelleştirmek için kendi hayal dünyasında değiştirir, olayı ya da durumu hayali bir nedene bağlar. Ancak bu […]

TEŞHİS (KİŞİLEŞTİRME) ve İNTAK (KONUŞTURMA): İnsan dışındaki varlıklara insan özelliğini verme sanatına teşhis, insan özelliği verilen varlıkları konuşturma sanatına da intak denir: “Çamlar hüzünlü, yollara düşmüş söğütle çınar”  dizesinde “çam, söğüt ve çınar” ağaçları insan gibi düşünüldüğü için teşhis sanatı yapılmıştır. Örnekler: Çiçekler, rüzgârla dans ediyor. Ey köyleri hududa bağlayan […]

TEVRİYE: Birden çok gerçek anlamı olan bir sözü herkesin bildiği yakın anlamda değil de uzak anlamda kullanma sanatıdır: Bu kadar letafet çünkü sende var Beyaz gerdanında bir de ben gerek     dizelerindeki “ben” sözüyle yakın anlamda bir deri hastalığı olan sivilce ya da  “akne” söylenirken uzak anlamda birinci tekil kişi kastedilmiştir. Örnekler: Gül gülse […]

KİNAYE: Bir sözün hem gerçek hem de mecaz anlamlarının birlikte kullanılması ve mecaz anlamının kastedilmesiyle yapılan sanattır: Ahmet Bey, dişli bir adamdır.” Cümlesindeki “dişli” sözcüğü gerçekte sözü edilen kişinin dişinin olduğunu, mecazî olarak ise “etkili ve çevresi geniş” biri olduğu anlamını bildirmektedir. Örnekler: Çok zahmet çektik, sonunda ayağımız düze bastı.                  […]

İSTİARE (EĞRETİLEME): Benzetme sanatının özel bir şeklidir. Benzetmenin asıl ögelerinden sadece birinin kullanılmasıyla yapılan sanattır: İstiare üçe ayrılır: a) Açık İstiare: Sadece benzetilenin söylenmesiyle yapılan sanattır: “Bu maçı sultanlarımız kazandı.” cümlesinde “sultanlarımız” sözcüğü benzetilendir. “Sporcular” benzeyeni söylenmediği için cümlede açık istiare sanatı yapılmıştır. “İki kapılı bir handa / Gidiyorum gündüz […]

BENZETME (TEŞBİH): Aralarında benzerlik bulunan iki varlık ya da kavramdan zayıf olanı güçlü olana benzetme sanatıdır. Amaç, anlatıma güç ve güzellik kazandırmaktır. Edebiyatımızda çok kullanılan bu sanat, asıl ve yardımcı olmak üzere 4 ögeden oluşur: Asıl ögeler:                                                                        Yardımcı ögeler: a) Benzeyen  (Nitelik yönünden zayıf olandır.)                  c) Benzetme yönü b) Benzetilen  […]

MECAZIMÜRSEL (AD AKTARMASI): Bir sözün benzetme amacı taşımadan kendi anlamının dışında başka bir anlamda kullanılmasıdır. Bir sözde mecaz-ı mürsel sanatının olması için parça-bütün, iç-dış, genel-özel, yazar-eser… gibi “ilgi”ler bulunmalıdır. Bu, parçayı söyleyip bütünü, bütünü söyleyip parçayı kastetmektir. İçi söyleyip dışı kastetmek, dışı söyleyip içi kastetmek de mecazımürseldir: Örnekler: Alaca bir […]

MECAZ: Bir sözü gerçek anlamının dışında başka bir anlamda kullanma sanatıdır. Günlük hayatta da çokça kullandığımız bu sanat “Soğuktan dondum.” sözündeki “dondum” sözcüğünün gerçek anlamının dışında kullanılmasıyla görülür. Bunun dışında “yüreksiz, eli açık, yoluna taş koymak, ayağını kesmek, gözü kara, eli uzun, bel bağlamak, içini dökmek” gibi sözler ve deyim […]

KESME İŞARETİ: 1. Özel adlara getirilen iyelik, durum ve bildirme ekleri kesme işaretiyle ayrılır: Kurtuluş Savaşı’nı, Atatürk’üm, Türkiye’mizin, Fatih Sultan Mehmet’e, Yunus Emre’yi, Ziya Gökalp’tan, Refik Halit Karay’mış, Ahmet Cevat Emre’dir, Namık Kemal’se, Şinasi’yle, Alman’sınız, Kırgız’ım, Osmanlı Devleti’ndeki, Cebrail’den, Çanakkale Boğazı’nın, Samanyolu’nda, Sait Halim Paşa Yalısı’ndan, Resmî Gazete’de, Millî Eğitim […]

KÖŞELİ AYRAÇ:    [   ] 1. Ayraç içinde ayraç kullanılması gereken durumlarda yay ayraçtan önce köşeli ayraç kullanılır: Halikarnas Balıkçısı [Cevat Şakir Kabaağaçlı (1886-1973)] en güzel eserlerini Bodrum’da yazmıştır. 2. Metin aktarmalarında, çevirilerde, alıntılarda çalışmayı yapanın eklediği sözler için kullanılır: “Eldem, Osmanlıda en önemli fark[ın], mezar taşının şeklinde ortaya çık[tığını] söyledikten […]

YAY AYRAÇ İŞARETİ: 1. Cümledeki anlamı tamamlayan ve cümlenin dışında kalan ek bilgiler için kullanılır. Yay ayraç içinde bulunan ve yargı bildiren anlatımların sonuna uygun noktalama işareti konur: Anadolu kentlerini, köylerini (Köy sözünü de çekinerek yazıyorum.) gezsek bile görmek için değil, kendimizi göstermek için geziyoruz. (Nurullah Ataç) 2. Özel veya […]

TIRNAK İŞARETİ: 1. Başka bir kimseden veya yazıdan olduğu gibi aktarılan sözler tır­nak içine alınır: Ulu önderin “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözü her Türk’ü duygulandırır. 2. Tırnak içindeki alıntının sonunda bulunan işaret (nokta, soru işareti, ünlem işareti vb.) tırnak içinde kalır: “İzmir üzerine dünyada bir şehir daha yoktur!” diyorlar. (Yahya […]

EĞİK ÇİZGİ: 1. Dizeler yan yana yazıldığında aralarına konur: Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak / Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak / O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak / O benimdir, o benim milletimindir ancak. (Mehmet Akif Ersoy) 2. Adres yazarken apartman numarası ile daire numarası arasına ve […]

KISA ÇİZGİ: 1. Satıra sığmayan kelimeler bölünürken satır sonuna konur. 2. Cümle içinde ara sözleri veya ara cümleleri ayırmak için ara sözlerin veya ara cümlelerin başına ve sonuna konur, bitişik yazılır: Küçük bir sürü -dört inekle birkaç koyun- köye giren geniş yolun ağzında durmuştu. (Ömer Seyfettin) 3. Kelimelerin kökleri, gövdeleri […]

ÜNLEM İŞARETİ: 1. Sevinç, kıvanç, acı, korku, şaşma gibi duyguları anlatan cümle veya ibarele­rin sonuna konur: Hava ne kadar da sıcak! Aşk olsun! Ne kadar akıllı adamlar var! Vah vah! 2. Seslenme, hitap ve uyarı sözlerinden sonra konur: Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri! (Atatürk) 3. Alay, kinaye veya küçümseme anlamı […]

ÜÇ NOKTA: 1. Anlatım olarak tamamlanmamış, yüklemi söylenmemiş, cümlelerin sonuna konur: Bizler, hayatlarını sürdürmeye çalışan makineleriz diyordu fakat bu yaklaşım … 2. Herhangi bir nedenle söylenmek istenmeyen yer adı ve sözcüklerin yerine kullanılır: Akşama doğru B… Kentine varmıştık.    3. Alıntılarda başta, ortada ve sonda alınmayan kelime veya bölümle­rin yerine konur: […]

İKİ NOKTA: 1.Kendisiyle ilgili örnek verilecek, açıklama yapılacak cümlelerin sonuna konur: Millî Edebiyat akımının temsilcilerinden bir kısmını sıralayalım: Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Ali Canip Yöntem. Bu kararın istinat ettiği en kuvvetli muhakeme ve mantık şu idi: Esas, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet […]

NOKTALI VİRGÜL: 1. Cümle içinde virgüllerle ayrılmış tür veya takımları birbirinden ayırmak için konur: Erkek çocuklara Doğan, Tuğrul, Aslan, Orhan; kız çocuklara ise İnci, Çiçek, Gönül, Yonca adları verilir. 2. Ögeleri arasında virgül bulunan sıralı cümleleri birbirinden ayır­mak için konur: Sevinçten, heyecandan içim içime sığmıyor; bağırmak, kahkahalar atmak, ağlamak istiyorum. […]