TEVRİYE: Birden çok gerçek anlamı olan bir sözü herkesin bildiği yakın anlamda değil de uzak anlamda kullanma sanatıdır: Bu kadar letafet çünkü sende var Beyaz gerdanında bir de ben gerek     dizelerindeki “ben” sözüyle yakın anlamda bir deri hastalığı olan sivilce ya da  “akne” söylenirken uzak anlamda birinci tekil kişi kastedilmiştir. Örnekler: Gül gülse […]

KİNAYE: Bir sözün hem gerçek hem de mecaz anlamlarının birlikte kullanılması ve mecaz anlamının kastedilmesiyle yapılan sanattır: Ahmet Bey, dişli bir adamdır.” Cümlesindeki “dişli” sözcüğü gerçekte sözü edilen kişinin dişinin olduğunu, mecazî olarak ise “etkili ve çevresi geniş” biri olduğu anlamını bildirmektedir. Örnekler: Çok zahmet çektik, sonunda ayağımız düze bastı.                  […]

İSTİARE (EĞRETİLEME): Benzetme sanatının özel bir şeklidir. Benzetmenin asıl ögelerinden sadece birinin kullanılmasıyla yapılan sanattır: İstiare üçe ayrılır: a) Açık İstiare: Sadece benzetilenin söylenmesiyle yapılan sanattır: “Bu maçı sultanlarımız kazandı.” cümlesinde “sultanlarımız” sözcüğü benzetilendir. “Sporcular” benzeyeni söylenmediği için cümlede açık istiare sanatı yapılmıştır. “İki kapılı bir handa / Gidiyorum gündüz […]

BENZETME (TEŞBİH): Aralarında benzerlik bulunan iki varlık ya da kavramdan zayıf olanı güçlü olana benzetme sanatıdır. Amaç, anlatıma güç ve güzellik kazandırmaktır. Edebiyatımızda çok kullanılan bu sanat, asıl ve yardımcı olmak üzere 4 ögeden oluşur: Asıl ögeler:                                                                        Yardımcı ögeler: a) Benzeyen  (Nitelik yönünden zayıf olandır.)                  c) Benzetme yönü b) Benzetilen  […]

MECAZIMÜRSEL (AD AKTARMASI): Bir sözün benzetme amacı taşımadan kendi anlamının dışında başka bir anlamda kullanılmasıdır. Bir sözde mecaz-ı mürsel sanatının olması için parça-bütün, iç-dış, genel-özel, yazar-eser… gibi “ilgi”ler bulunmalıdır. Bu, parçayı söyleyip bütünü, bütünü söyleyip parçayı kastetmektir. İçi söyleyip dışı kastetmek, dışı söyleyip içi kastetmek de mecazımürseldir: Örnekler: Alaca bir […]

MECAZ: Bir sözü gerçek anlamının dışında başka bir anlamda kullanma sanatıdır. Günlük hayatta da çokça kullandığımız bu sanat “Soğuktan dondum.” sözündeki “dondum” sözcüğünün gerçek anlamının dışında kullanılmasıyla görülür. Bunun dışında “yüreksiz, eli açık, yoluna taş koymak, ayağını kesmek, gözü kara, eli uzun, bel bağlamak, içini dökmek” gibi sözler ve deyim […]

KESME İŞARETİ: 1. Özel adlara getirilen iyelik, durum ve bildirme ekleri kesme işaretiyle ayrılır: Kurtuluş Savaşı’nı, Atatürk’üm, Türkiye’mizin, Fatih Sultan Mehmet’e, Yunus Emre’yi, Ziya Gökalp’tan, Refik Halit Karay’mış, Ahmet Cevat Emre’dir, Namık Kemal’se, Şinasi’yle, Alman’sınız, Kırgız’ım, Osmanlı Devleti’ndeki, Cebrail’den, Çanakkale Boğazı’nın, Samanyolu’nda, Sait Halim Paşa Yalısı’ndan, Resmî Gazete’de, Millî Eğitim […]

KÖŞELİ AYRAÇ:    [   ] 1. Ayraç içinde ayraç kullanılması gereken durumlarda yay ayraçtan önce köşeli ayraç kullanılır: Halikarnas Balıkçısı [Cevat Şakir Kabaağaçlı (1886-1973)] en güzel eserlerini Bodrum’da yazmıştır. 2. Metin aktarmalarında, çevirilerde, alıntılarda çalışmayı yapanın eklediği sözler için kullanılır: “Eldem, Osmanlıda en önemli fark[ın], mezar taşının şeklinde ortaya çık[tığını] söyledikten […]

YAY AYRAÇ İŞARETİ: 1. Cümledeki anlamı tamamlayan ve cümlenin dışında kalan ek bilgiler için kullanılır. Yay ayraç içinde bulunan ve yargı bildiren anlatımların sonuna uygun noktalama işareti konur: Anadolu kentlerini, köylerini (Köy sözünü de çekinerek yazıyorum.) gezsek bile görmek için değil, kendimizi göstermek için geziyoruz. (Nurullah Ataç) 2. Özel veya […]

TIRNAK İŞARETİ: 1. Başka bir kimseden veya yazıdan olduğu gibi aktarılan sözler tır­nak içine alınır: Ulu önderin “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözü her Türk’ü duygulandırır. 2. Tırnak içindeki alıntının sonunda bulunan işaret (nokta, soru işareti, ünlem işareti vb.) tırnak içinde kalır: “İzmir üzerine dünyada bir şehir daha yoktur!” diyorlar. (Yahya […]

EĞİK ÇİZGİ: 1. Dizeler yan yana yazıldığında aralarına konur: Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak / Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak / O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak / O benimdir, o benim milletimindir ancak. (Mehmet Akif Ersoy) 2. Adres yazarken apartman numarası ile daire numarası arasına ve […]

KISA ÇİZGİ: 1. Satıra sığmayan kelimeler bölünürken satır sonuna konur. 2. Cümle içinde ara sözleri veya ara cümleleri ayırmak için ara sözlerin veya ara cümlelerin başına ve sonuna konur, bitişik yazılır: Küçük bir sürü -dört inekle birkaç koyun- köye giren geniş yolun ağzında durmuştu. (Ömer Seyfettin) 3. Kelimelerin kökleri, gövdeleri […]

ÜNLEM İŞARETİ: 1. Sevinç, kıvanç, acı, korku, şaşma gibi duyguları anlatan cümle veya ibarele­rin sonuna konur: Hava ne kadar da sıcak! Aşk olsun! Ne kadar akıllı adamlar var! Vah vah! 2. Seslenme, hitap ve uyarı sözlerinden sonra konur: Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri! (Atatürk) 3. Alay, kinaye veya küçümseme anlamı […]

ÜÇ NOKTA: 1. Anlatım olarak tamamlanmamış, yüklemi söylenmemiş, cümlelerin sonuna konur: Bizler, hayatlarını sürdürmeye çalışan makineleriz diyordu fakat bu yaklaşım … 2. Herhangi bir nedenle söylenmek istenmeyen yer adı ve sözcüklerin yerine kullanılır: Akşama doğru B… Kentine varmıştık.    3. Alıntılarda başta, ortada ve sonda alınmayan kelime veya bölümle­rin yerine konur: […]

İKİ NOKTA: 1.Kendisiyle ilgili örnek verilecek, açıklama yapılacak cümlelerin sonuna konur: Millî Edebiyat akımının temsilcilerinden bir kısmını sıralayalım: Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Ali Canip Yöntem. Bu kararın istinat ettiği en kuvvetli muhakeme ve mantık şu idi: Esas, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet […]

NOKTALI VİRGÜL: 1. Cümle içinde virgüllerle ayrılmış tür veya takımları birbirinden ayırmak için konur: Erkek çocuklara Doğan, Tuğrul, Aslan, Orhan; kız çocuklara ise İnci, Çiçek, Gönül, Yonca adları verilir. 2. Ögeleri arasında virgül bulunan sıralı cümleleri birbirinden ayır­mak için konur: Sevinçten, heyecandan içim içime sığmıyor; bağırmak, kahkahalar atmak, ağlamak istiyorum. […]

VİRGÜL: 1. Birbiri ardınca sıralanan eş görevli kelime ve kelime gruplarının arasına konur: Fırtınadan, soğuktan, karanlıktan ve biraz da korkudan sonra bu sı­cak, aydınlık ve sevimli odanın havasında erir gibi oldum. 2. Sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için konur: Umduk, bekledik, düşündük. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu) 3. Uzun cümlelerde yüklemden uzak düşmüş […]

NOKTA: 1. Cümlenin sonuna konur. 2. Bazı kısaltmaların sonuna konur: Alb. (albay), Dr. (doktor), Yrd. Doç. (yardımcı doçent), Prof. (profesör), Cad. (cadde), s. (sayfa), sf. (sıfat), Alm. (Almanca), İng. (İngilizce) vb. 3. Sayılardan sonra sıra bildirmek için konur: 3. (üçüncü), 15. (on beşinci) vb. 4. Arka arkaya sıralandıkları için virgülle […]

DİNÎ-TASAVVUFİ HALK EDEBİYATI (TEKKE EDEBİYATI) 1. İLAHİ: Tasavvufi temalar işleyen ve Türk dinî mûsikîsinin makam ve usulleriyle bestelenerek dinî toplantılarda okunan şiirlere denir. Allah’ı övmek, ona yalvarmak amacıyla söylenen şiirlerdir. Özel bir ezgi ile okunur. İlahiler, Bektaşîlerde “nefes”, Alevîlerde “deme” (deyiş), diğer tarikatlarda da “cumhur” adıyla anılır. Çoğunlukla hece ölçüsünün, […]

ÂŞIK EDEBİYATI NAZIM TÜRLERİ 1. KOŞMA: Koşma, coşturucu duyguların dile getirildiği, İslamiyet öncesinde yazılan koşuk türünün bir devamı olan Türk halk edebiyatı nazım biçimidir. Koşmalar genellikle 11’li hece ölçüsü ile söylenir, en az 3 en çok 12 dörtlükten oluşur. Türk halk edebiyatının en çok kullanılan nazım şekli olan koşma, halk […]

13. YY. YUNUS EMRE *İyi bir eğitim görmüştür.           *Taptuk Emre’nin dergahında tasavvufu öğrenmiştir. *Tasavvuf onun için bir yaşama biçimidir. *İlahilerinde tasavvuf, insanın nefsi ile olan mücadelesi, Allah yolunda olup dünya işlerinden uzak durma gibi konuları işlemiştir. *Dostluk, kardeşlik, dünya malına ve geçici dünyaya bağlanmama, birbirini anlamak, hoşgörü onun için çok […]

ÂŞIK EDEBİYATI SANATÇILARI Halk Edebiyatı, İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı döneminden başlayarak günümüze kadar varlığını sürdürmüş bir edebiyattır. Bu edebiyatın İslamiyet öncesi dönemde yaşamış bilinen ilk şairi Aprınçur Tigin’dir. 16. YY. Köroğlu *Halk şairleri arasında kavganın ve özgürlüğün sembolüdür. *III. Murat döneminde Osmanlı ordusuyla İran savaşlarına katılmıştır. *Bolu Beyi’nden babasının intikamını […]

Terkib-i bentin vasıta beytinin sürekli tekrarlandığı biçimdir. Kâfiye düzeni aa, xa, xa, xa, xa, xa, bb, cc, xc, xc, xc, xc, xc, bb… biçimindedir. Yaşamdan, talihten şikâyet, felsefi düşünceler, dinî ve tasavvufi konular ve toplumsal yergilerin işlendiği şiirlerdir. Bu türün en güçlü örneklerini Bağdatlı Rûhi ve Ziya Paşa vermiştir.

Terkib-i Bend: Aynı ölçüyle yazılan ve 5 -10 arası bentlerden oluşan nazım şeklidir. Son beyte vasıta, önde yer alan beyitlere ise hane denir. Son beyitlerin (vasıta) sürekli değişen beyitlerle birbirleriyle bağlanmasıyla oluşur. Terkib-i bentler didaktik (öğretici) şiir türlerindendir. Kafiye düzeni aa, xa, xa, xa, xa, xa, bb, cc, xc, xc, […]

Murabba: Aynı aruz ölçüsü ve kafiyede dörder dizelik bentlerle yazılan nazım şeklidir. Kafiyelenişi aaaa, bbba, ccca… biçimindedir.  Konu yönünden zengindir. Övgü, yergi, dinî ve öğretici konular yanında farklı konular da yer alabilir. Gül yüzünde göreli zülf-i semen-sây gönül Kara sevdaya yiler bî-ser ü bî-pay gönül Demedim mi sana dolaşma ana […]

Şarkı Tuyuğ gibi yine Türklerin bulduğu bir nazım türüdür. Genellikle dörtlükler hâlinde ve bestelenmek amacıyla yazılır. Bu nedenle dörtlük sayısı azdır. 5 ya da 6 dizelik bentlerle yazılmış şarkılar da vardır. Kafiye düzeni aaaa, bbba, caaa… biçimindedir. İlk dörtlüğün 2. ve 4. dizeleri ya da sadece 4. dizesi bütün dörtlüklerin […]

Tuyuğ Divan edebiyatına Türkler tarafından kazandırılmış bir nazım türüdür. Halk edebiyatındaki mani türünün Divan edebiyatındaki karşılığıdır. Tek dörtlük hâlinde ve aruzun “Failatün, failatün, failün” kalıbıyla yazılır. Kafiye düzeni mani ile aynıdır: aaxa Manide olduğu gibi cinaslı kafiye kullanılır. 14. yüzyıl şairi Kadı Burhaneddin, bu türün kurucusu sayılır. Seyyid Nesimi ve […]

Rubai: Divan edebiyatımıza İran edebiyatından geçmiş bir türdür. Dört dizeden oluşur ve konuları genellikle felsefi ya da tasavvufidir. Kafiye örgüsü (aaxa) ya da (xaxa) biçimindedir. Rubailerde mahlas kullanılmaz. Aruz ölçüsüyle yazılan rubailer, aruzun bir kalıbıyla yazıldığı gibi her dizesinde aruzun farklı bir kalıbı kullanılabilir. Bu türün en büyük şairi İranlı […]

Mesnevi Sözlük anlamı “ikili, ikişer ikişer” demektir. Her beytin dizeleri kendi aralarında kafiyeli ve aruz kalıplarının kısa olanları ile yazılan uzun nazım biçimidir. Kafiye düzeni aa, bb, cc, dd, ee, ff…  olarak sürer. Günümüzdeki uzun manzumelerde de bu tipteki kafiye düzeni kullanıldığında kafiye sistemine “mesnevi tipi kafiye” adı verilir. Mesneviler, […]