Divan-ı Hikmet

Divan-ı Hikmet – Ahmet Yesevi: 12. yüzyıl mutasavvıflarından olan Hoca Ahmed Yesevi, Pîr-i Türkistan namıyla tanınmış ve öğretileriyle Türklerin hem Müslüman olmasında hem de dinî anlayışlarının şekillenmesinde etkili olmuştur. Onun görüşleri, dinî-tasavvufi-ahlaki öğütleri vasıtasıyla günümüze ulaşmıştır. “Hikmet” adı verilen bu öğütler, Divan-ı Hikmet isimli eserinde bir araya getirilmiştir.

Ahmed Yesevî, Dîvân-ı Hikmet’te, tasavvufi gelenekte geniş yer bulan “ilahi aşk” konusu üzerinde ağırlıklı olarak durmuştur. Ahmet Yesevî 63 (Hicrî) yaşından sonra çukur kazdırarak kendini toprağın altına kapatmış, inzivaya çekilmiş ve İslam peygamberi Muhammed gibi 63 (Hicrî) yaşında ölmek istemiştir ama 76 (Hicrî) – 73 (Miladî) yaşında hayata veda etmiştir.

Eserin Temel Özellikleri:

1. Divan-ı Hikmet, 1 münacat ve 217 hikmetten oluşur. Eser Karahanlı Türkçesinin Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır.

2. Aruz ve hece ölçüsü bir arada kullanılmıştır.

3. Dörtlük ve beyitle yazılmıştır.

4. Hikmetler sanat endişesinden uzak, sade ve didaktik bir özellik taşımaktadır.

5. Kitapta Allah aşkı Peygamber sevgisi işlenmiştir.

6. Dörtlüklerdeki kafiye düzeni abcd dddb eeeb şeklindedir. Dördüncü dizelerin birbiriyle kafiyeli oluşu hatta zaman zaman aynen tekrarlanışı bu şiirlerin müzik eşliğinde okunmak için söylendiğini gösterir.

7. Hikmetlerde başlıca iki özellik göze çarpar: Bunlardan biri İslam, yani dinî değerler, diğeri ise millî yani Türklerin eski halk edebiyatından alınan değerlerdir.

8. Divan-ı Hikmet’in içine zamanla Yesevi dervişlerinin hikmetleri de karışmış ve böylece kitap sadece Hoca Ahmed Yesevi’ye ait bir eser olmaktan uzaklaşıp hikmet geleneğini yansıtan bir manzumeler mecmuası hâline gelmiştir.

edebiyatvadisi

Next Post

Beyaz Diş

Cts Tem 27 , 2019
Jack London’ın “Beyaz Diş” adlı romanından (*); … Beyaz Diş’in günleri deneylerle geçiyordu. Kiche’nin sopaya bağlı olduğu sırada bütün kampı araştırarak, inceleyerek, öğrenerek dolaştı. İnsanların birçok geleneğine çabucak alıştı. Fakat alışkanlık onları kabullenmek demek değildi. Onları tanıdıkça üstünlüklerini daha çok hissetmeye başladı. Gizemli güçlerini gördükçe gözünde daha da tanrılaşıyordu insanlar. […]